Aralık 1947’de Daimler-Benz Yönetim Kurulu unutulmaz bir toplantı yapıyordu. Çok az sayıdaki üretim tesisi halen çalışır durumdaydı ve hammadde çok nadir bulunuyordu. Buna rağmen herkesin tek bir hayali vardı: Daha estetik bir spor otomobili yaratabilmek…

Toplantıdan altı hafta sonra mesleğine tutkuyla bağlı bir mühendis olan Rudolf Uhlenhaut, hazırladığı ilk taslağı Yönetim Kurulu’na sundu. Bu vizyoner taslakta; herbiri kendi başına ayrı bir devrim niteliği taşıyan parçalar bir araya getirilmiş ve ortaya hayli çekici bir sonuç çıkmıştı. 300 SL Uhlenhaut’un ellerinde böyle doğdu.

1949’a gelindiğinde bu sıradışı spor otomobili, ruhunu yavaş yavaş bulmaya başlamıştı. Her ne kadar mühendisler 300 SL için düşünülen 200 beygirlik yeni ve güçlü bir motor üretmekte o dönemin şartları yüzünden zorlansalar da AR-GE faaliyetleri sonucunda 2.6 litre ve 6 silindirlik yapısıyla aslında 1930’ların sonunda 260 modeli için geliştirilmiş olan M 159 motorunun modifiye edilmesi gündeme geldi.

II. Dünya Savaşı’nın başlaması yüzünden seri üretimine geçilemeyen M 159 motoru yine de tüm testleri geçerek, kamyonet ve itfaiye araçlarında da kullanılan, kendini defalarca kanıtlamış bir motordu. İşte böyle bir dönemde, M 159 bu yeni serinin de temeli oldu.

Savaş sonrası dönemde 60 beygir gücündeki M 159 üzerinde yapılan modifikasyonlarla 115 beygir gücünde yeni M 186 üretildi. Motorun bu yeni halini ilk olarak Nisan 1951’de piyasaya çıkan Mercedes 300 limuzinler kullanıyordu. 300, 1950’lerin en prestijli otomobili olacak ve Alman Şansölyesi Adenauer’in de makam otomobili olduğu için bir süre sonra onun adıyla anılır hale gelecekti.

Bir sonraki klasik otomobil yazımızda protokolden yarış pistlerine giden süreci anlatacağız.


modelleryaşam
  • SON EKLENENLER