Tam bin mil – 2

yaşam 31 May 2012
0 YORUM
0 BEĞENİ

Toskana kırları motorların ahengine ayak uyduruyor
Üçüncü gün Mille Miglia’nın en uzun ve zorlu bölümü olan Roma’dan Brescia’ya dönüş başlıyor. Güneş sabah 04:30’da doğduktan sonra, ufukta sisler yavaşça dağılırken mavi-siyah Toskana Dağları’nın silüetiyle çevrelenen vadiler güneşin sarı ışığıyla aydınlanıyor. 20. yüzyılın ilk yıllarına ait bu otomobillerin, antik Roma’nın sarı taşlı yollarında tozu dumana katması âdeta sürrealist bir tablo oluşturuyor. Modelleri virajlı yollarında seyrediyoruz. Kan kızılı, kömür siyahı, dağ yeşili ve pamuk beyazı otomobiller bu manzarada gözlerinizi yanıltır gibi kayboluyor.

Floransa dışında, spor ama şık giyimli bir centilmen, restoranda oturduğu masasından gururlu bir şekilde beyaz bir mendil sallayarak bağırıyor: “Ben hakiki Mille Miglia yarışlarını bilirim! Elli yıl önce daha siz doğmadan ben bu yarışlardaydım. Tam 1,500 araç vardı… İnsanlar da arabaların ardından koşarlardı!” Mille Miglia’yı zorlu koşullar olmadan düşünmek imkânsız. İtalya’nın havası da insanları gibi değişken olabiliyor: Sürücüler, güvenilmez dağ yollarında aniden bastıran yağmur altında otomobil kullanmak zorunda kalabiliyor. Yine de yılmadan montlarının yakalarını kaldırarak bitiş çizgisine doğru yollarına devam ediyorlar.

Brescia: Mercedes-Benz’in Mille Miglia’daki yarışçı ruhunun görülebildiği yer
Brescia’da Viale Venezia’nın iki tarafında da otomobiller gelmeden çok önce gelen insanlar var, herkesin anlatacak bir hikâyesi var. Buradaki otomobiller sanatsal değerlerinin yanı sıra performans konusunda da eşitler. “North American Tribute” sürücüsü, otomobilini tek başına kullanan Sylvia Oberti, Mille Miglia’yı bir “dayanıklılık maratonu” olarak tarif ediyor. “Aracım bitiş çizgisine tökezleyerek geldi.” diyerek zorlandığını anlatıyor. Yarışın gerçek ruhu, en cesur ve güçlü araçların bile rakiplerinden otomobillerini bitiş çizgisine itmeleri için yardımı seve seve aldıklarında ortaya çıkıyor.

Yarış Mille Miglia’da yapılır
Kan çanağına dönmüş gözleri, uyku akan solgun yüzleri bir yana bırakırsak kalabalığa ve birbirine bakan her yarışçının yüzünde bir mutluluk vardı, bu tarihi ve onurlu yarışa katılmanın gururu okunuyordu. Mercedes-Benz 300 SL grubundan Regine Sixt şöyle diyor: “Öyle heyecanlıydı ki yorulmadım bile!” Bazı sürücüler, tebrik edenleri ve fotoğraf çektirmek isteyenleri kucaklarcasına otomobillerinden atladılar.

Bir sonraki gün yarışın tarihi logosunun bulunduğu basın kısmına göz atarak “Ah! La Mille Miglia, la corsa più bella del mondo. Molto molto bella!” diyordu. Haklıydı. Her şeyin ötesinde bu araçların bir ruhu ve dili vardı. Mille Miglia’da şarkı söylemeyeceksiniz de nerede söyleyeceksiniz?


yaşam
  • SON EKLENENLER