Uçmakdere’de elektriksiz telefonsuz bir gece

Marmara Adası’nda iki gece kaldıktan sonra Marmara Adalı arkadaşım Nilgün’ü de yanıma katıp yola devam ettim. Yine geldiğim gibi Tekirdağ’ın Barbaros Limanı’na geri döndüm.
Artık iki kişiydik ve yolculuk daha zevkli bir hal almıştı. Nilgün, İstanbul’un bir zamanlar en ünlü yazlık mekanı “Arka Bahçe”nin kurucusu ve işletmecisi. Yer satılınca o da bir evvelki işi antikacılığa döndü fakat o da istediği gibi olmayınca Marmara Adası’ndaki evine çekildi. Annesi ve anneannesiyle yaşıyor. Yani? Şimdilik işi gücü olmadığı için mükemmel bir yol arkadaşı! : )

Kuzey Marmara benim çocukluğumda çok popüler bir yerdi. O zamanlar gitmişliğim yoktu zira babam halis mulis bir seyahat düşmanıydı. Ez kaza yola çıksak daha ikinci saatte sıkı bir kavga çıkarır, tırıs tırıs eve geri dönerdik.
Şimdi bakıyorum tabelalara.. Silivri, Gümüşyaka, Marmara Ereğlisi, Kumbağ, Mürefte, Şarköy… Bir zamanlar herkesin dilindeki sayfiye yerleriydi. Şimdi biraz mahzun, biraz terk edilmiş, sadece yazlıkçıların mekanları.

Fakat Kuzey Marmara sadece yazlık siteleri demek değil. Siteler bölgesi terk edildikten sonra başlıyor Kuzey Marmara’nın güzelliği. Kumbağ’dan sonra sahil takip edilerek batıya doğru gidildiğinde bir milli park başlıyor. Kapıdaki biletçi fazla bilgi vermiyor. Onun tek derdi 7,5 liralık bilet kesmek. Belli ki herkes aynı soruları soruyor o da bunalmış, “yol kötü, asfalt istiyorsan geri dön” diyor, başka bir şey demiyor.
Ama siz dönmeyin. Verin 7,5 lirayı, alın biletinizi ve devam edin. Yol toprak ama kötü değil. Hele ki bir GLK varsa altınızda nema problema..

Bir süre ormandan gidiliyor. Sonra tarlalar başlıyor. Karşıda bütün ihtişamıyla: Marmara Adası. Yol, kıyın kıyın devam ediyor. Kah tarlalar, kah orman içinden nefis bir yol. Tamamen binasız bir alan ki beton sever memleketimizde pek sık rastlanan bir şey değil bildiğiniz gibi.

Yeniköy’de “yamaç paraşütü”

Sonra yol biraz içeri giriyor ve karşınıza Yeniköy çıkıyor. (Kumbağ’dan 8.4 km) Yeniköy eski bir Rum köyü. Nefis bir manzarası var. Denize yandan bakan bir yamaç üzerine kurulu. Kimse kimsenin manzarasına mani olmamış. Mübadele sonrası Rumlar Yunanistan’a gidiyor yerlerine Selanik yöresinden Müslümanlar yerleştiriliyor. Sulak, yemyeşil bir köy. Fakat nedendir bilinmez (veya bilinir) eskiden 200 haneli bir köy iken şimdi on hane ya var ya yok. Eski güzel cumbalı evlerin çoğu kaderlerine terk edilmiş, bir gün burayı bir Şirince, Alaçatı yapamaya karar veren yatırımcısını beklemekte…

Fakat büsbütün hayat yok denemez. Köyde bizi hoş bir sürpriz karşılıyor. “Tekirdağ Yamaç Paraşütü Kulübü”. Allah Allah nedir bu böyle derken aracımızı park edip yanlarına gidiyoruz. Bizi güler yüzüyle Sadri Özel karşılıyor. Taşımalı sisteme geçildikten sonra kapatılan ilkokul binasını kiralamışlar, köyün biraz ilerisindeki tepeden Ayvasıl (muhtemelen eski adı Aya Vasili idi) düzlüğüne uçuyorlar. Vaktimiz yoktu o nedenle uçma tekliflerini geri çevirdik ancak gösterdikleri fotoğraflardan anladığımız kadarıyla muhteşem bir manzaraya karşı uçuluyor. Meraklı iseniz (ki Fethiye Babadağı’ndan atlamış biri olarak şiddetle tavsiye ederim) www.teyak.com adresinden iletişim bilgilerine ulaşabilirsiniz.

“Kardeşlerim! Hatalarım için af dilerim”

Sohbet ederken laf lafı açıyor ve yazılı bir taştan söz ediyorlar. Yol inşaatı sırasında bulunup okula bırakılmış. İçeri girip bakıyoruz. Fotoğrafını çekip Yunanistan’daki arkadaşıma yolluyorum.
Meğer bir mezar taşı imiş ve şöyle yazıyormuş üzerinde:

“Bu toprağın altında
Kapatılmış olarak
İoannis’in oğlu Nikoli Karacoğlu’nun naaşı
Ve içindeki ruhu bulunmaktadır.
Kardeşlerim! Hepinizden yaptığım hatalar için af dilerim.
Hesabını göklerdeki krallıkta vereceğim.
Temmuz 1845”

Taşı daha dikkatlice inceleyince taşın daha sonra başka bir amaç için yeniden biçimlendirildiğini fark ediyorum. Sanki bir cami kitabesi için. Ancak taşın arkasında bir yazı yoktu. Belki yeniden kullanılmış veya kullanılmak istenmiş.

Uçmakdere

Bir çay içiminden sonra yola devam ediyoruz. Bir sonraki köyün adı Uçmakdere. Eski adı Avdimi. Yine bir Rum köyü. Uçmakdere ismi nereden geliyor sorusunun cevabını yeri görünce kendiliğinden alıyorsunuz ama yine de bu bozuk gramerin nedeni meçhul. Köy bir vadi üzerine kurulu. Köyün ortasından bir dere geçiyor. Yazın kuru olduğuna bakmayın, 2007 yılında yağmurlu bir sonbahar günü geçmiştik, daha doğrusu geçememiştik, zira dere ağaç kütüklerini bir güzel yolun üzerine yığmıştı. Tepelerden bir yerlerden başka bir köprüden geçmiştik ve ana yola ulaşmak için akla karayı seçmiştik. Dünyanın en acayip yerlerine gittim, en zırva yollarını kat ettim ama bu kadar tehlikelisinden, bozuğundan hiç geçmemiştim. Yıl 2011 yollar yapılmış, köprüler sağlamlaştırılmış, denilen o ki o kışın bile vahşi günler geride kalmış. Şimdi mis gibi bir asfalt üzerinden gidiliyor. Uçurum kenarından geçmek sizi ürkütmüyorsa son derece etkileyici bir yol. Gündüz gitmeyi tercih edin tabii.

Köy cidden hoş bir köy. Zırt diye geçmeyin. Aracınızı bir yere park edin ve biraz dolaşın. Çoğu renkli gözlü olan insanları son derece cana yakın. Koca çınarların altında oturup sohbet etmeye bayılıyorlar. Uçmakdere Güzelleştirme Derneği önündeki meydanda mutlaka birilerini bulursunuz. En son muhabbet üzüm fiyatlarının düşüklüğü idi. Hükümete de aracıya da verip veriştiriyorlardı.

Biraz arkalarda yakışıklı evler var. Üzerinde minik tahta köprüler olan küçük dereciklerden geçe geçe dolaşıyorsunuz. Bir çeşme içinde bir karpuz bırakılmış, akşama kadar kim bilir nasıl güzel soğuyacak. Malını eşyanı güvenle ortada bırakabilmek ne büyük lüks…

Gece Uçmakdere’nin az biraz dışında denizin kenarındaki orman içi kampingde kalıyoruz. Karavan veya çadırımız yok ama dert değil. Köy işi temiz bir pansiyon da var ağaçların altında. Tuvalet ortak. Her katta ikişer tuvalet ve bir mutfak var. Akşam yemeğinde ızgara tavuk yiyip birer bira içiyoruz. Konaklama dahil toplam 100 lira veriyoruz iki kişi için. Telefon çekmiyor. Bizim kaldığımız gece elektrik de kesildi. Ama açıkçası hiç derdimiz değildi. İki arkadaş gayet mutluyduk. (Mocamp Çınar 0532.5767350 0282.5251018)

Mutlu Tönbekici


bülten
  • SON EKLENENLER