Viano ile yaptığım gezinin ilk bölümünü geçen yazımda anlatmıştım. İç Batı Karadeniz gezimin son durağında Bolu vardı. Bolu’ya Seben üstünden gittim. Derin bir kanyonun kıyısından tırmanan virajlı yol, ürpertici ve ilginç manzaralarla doluydu. En çok ilgimi çeken de, neredeyse bir duvar kadar dik olan yamaçlarda ot arayan keçi sürüleriydi. Beni hayrete düşüren manzara ise keçilerin peşinde koşturan çoban oldu… Onun o dik yamaçta nasıl ayakta durduğuna akıl erdiremedim…

Bolu yoluna koyulmadan önce, Seben’e 25 kilometre uzaklıktaki Çeltik Deresi Köyü’ne uğradım. Nispeten düzgün olan yol, bir dere-nehir karışımının kıyısından gidiyordu. Suyun iki yanı yaprakları dökülmüş elma ağaçları, su altındaki çeltik tarlaları ile kaplıydı. Karşı yakaya geçit veren derme çatma köprülerde, köylüler balık tutuyorlardı. Ağaçlar rengarenk yapraklarını takıp takıştırmıştı. Görüntü öylesine tahrik ediciydi ki, buraya bir daha gelip, tahta köprüler üstünde balık tutmaya karar verdim.

Çeltik Deresi’ne geldiğimde yağmur hızını artırmıştı. O nedenle köyün üst kısmındaki, “Gavur Evleri” denen yere çıkamadım. Pirinç üreticisi Muhammet’in anlattığına göre, orada çok eski bir yerleşim yeri ve yıkık kiliseler varmış.
Çeltik Deresi Köyü’nün bir İsviçre Köyü’nden hiç farkı yoktu. Muhammet’in, altı ahır, üstü yaşam alanı olan taş evinde bir-iki bardak çay içip, yağmurun dinmesini bekledim. Muhammet, yaşamından şikayet etmeyen, çevresindeki güzelliklerin farkında olan bir köylüydü. Anlattığı şeyler biz kentlileri kıskandıracak gibiydi. Nehirin suyunu öve öve bitiremiyordu. Onun kıyısında yetişen elmanın lezzetini, pirincin kalitesini, üzümün şırasını, pekmezini anlatırken yüzüne mutlu bir gülümseme yayılıyordu.

 

 

 

 

 

 

Katışıksız Ürün Pazarı

Bir de balıkları nasıl yakaladığını tarif ederken, usta oyunculara taş çıkartacak hareketler sergiliyordu. Bir çoğunun aksine, Muhammet köyünden, köylülüğünden ve bu yaşamı sürdürmekten çok memnundu. Kent özlemi yoktu. Muhammet’e veda ederken bir daha buraya geleceğime, balık tutmaya, bağdan üzüm toplamaya, ağaçtan elma koparmaya, hatta çeltik tarlasında suların içinde hasat yapmaya söz verdim.

Bolu’ya vardığımda yağmur dinmişti. Soluğu her pazartesi stadyumun hemen arkasında kurulan pazarda aldım. Çevredeki köylerden gelen yüzlerce köylü kadını, kendi ürettikleri ürünleri pazarlıyorlardı: Bembeyaz manda kaymağı ve tereyağı, koyun yoğurdu, krema tadında çökelek, çift sarılı yumurta, çeşitli otlar, taze soğan kalınlığında pırasa, kaynamış sütten yapılmış çeşit çeşit taze peynir, lor, keş, taze ceviz içi, ev tarhanaları, evde açılmış yufka, yumurtalı erişte ve hala sıcak sıcak duran kocaman köy ekmekleri.

Yine kendimi tutamadım. Arabanın bagajı köylü pazarına döndü. İstanbul’a doğru yola çıktığımda öğlen olmuştu. Bolu’yu beş kilometre geçince, sağda aradığım adresi buldum. Bolunun ünlü aşçılarından Haşim Usta’nın oğlu, “yemek profesörü” Yurdaer Kalaycı’nın yeni yerini arıyordum. Kent merkezindeki eski lokanta depremden sonra kapanmıştı. Yurdaer Bey sanatını şimdi, yol üstündeki “Otel Yurdaer”de sürdürüyordu. Dev ağaç kökleri ve ağaç heykellerin süslediği girişte asılı olan tabelada, “Mutfak Sanat Merkezi- Mutfak ve güzel sanatları sevenler için” yazılıydı.

Tahrik Edici Mönü

Mönüyü incelediğimde, ne sipariş edeceğimi şaşırdım… Öylesine lezzetli yemek isimleri alt alta sıralanmıştı ki!.. Garson imdadıma yetişti. Tadımlık porsiyonlar halinde getireceğini söyledi. Soğuk Demirhindi şerbetini içip midemi bu şölen için hazırladım. Önden taze fasulye çorbası geldi. Ardından kayısılı gerdan yahnisi, soğan dolması, tiritli yahni, keşli-cevizli mantı. Söylediğim gibi, yemekler küçük porsiyonlar halinde geldiği için hepsinin tadına bakabildim. Bu muhteşem yemeği, üstünde manda kaymağı bulunan iki dilim saray baklavası ve Türk kahvesi ile sonlandırdım.

Batı Karadeniz gezimde, hem gözüm hem de midem bayram etmişti. İster Ankara’da ister İstanbul’da veya Kocaeli ve Adapazarı’nda oturun. Bütün bu anlattığım güzellikler size sadece bir kaç saat uzaklıkta. Bir hafta sonunuzu bu yöreye ayırırsanız pişman olmazsınız. Özellikle bir pazartesi günü, Bolu Pazarı’na uğramanızı ve Mutfak Sanat Merkezi’nde yemek yemenizi hararetle öneriyorum.

Mehmet Yaşin


yaşam
  • SON EKLENENLER