Bu hafta için önerilerim İstanbul’dan en fazla üç saat uzakta yerler. Hem gezi hem yeme içme hem konaklama önerileriyle küçük bir dosya hazırladım… Hem güzel araçlarınızı da biraz bozuk yollarda test edersiniz.

Yedigöllerde bir Hindiba

Bana sorarsanız yazın Yedigöller’e gitmemek büyük bir kayıp. Türkiye’nin açık ara en güzel, en romantik ormanı diyebilirim. Güzelliği, aralara dağılmış küçük göllerinden geliyor. Ormana müthiş bir ferahlık veriyor. Orman işletmesi de ormana gözbebeği gibi bakıyor, hakkını yemeyelim. Neden şimdi? Çünkü sakin, çünkü kimsecikler yok.

Nasıl gidilir? Çok kolay! Hedef Mengen. E-80 (TEM) İstanbul-Ankara Anadolu Otoyolu’ndan “Yeniçağa” çıkışına kadar gidin (295 km) Yeniçağa çıkışından çıkın ve bir müddet Bolu Ankara yolunda devam edin. (1.4 km) Sonra Zonguldak yolu için sola dönün ve Mengen’e ulaşın (21 km) Mengen’i geride bırakıp devam edin ve 5-6 km sonra sola Yedigöller istikametine dönün. Ondan sonra 40-50 km kadar dümdüz devam..

Yapılacak aktiviteler
– Yedigöller’de tam gün bir piknik,
– Eski Zonguldak yolunda sıkı bir yürüyüş,
– Bir zamanlar dört başı mamur bir kasaba olan “Eskiçağa” köyüne (Yıldırım Beyazıt’ın gelip cami ve hamam yaptırdığı yerlerden, kalıntıları duruyor) gidip “Malulen emekli şoför İsmail Dayı”nın artık benzeri kalmamış nefis köy kahvesinde çay içip gelen gidenle sohbet etmek.
– Abant Gölü’nü ziyaret

Alışveriş önerisi
– Ankara yolu üzerinde “Berceste” mağazasına uğramadan gitmeyin. Memlekette ne kadar bilinmedik gıda varsa orada bulunuyor. Şiddetle öneriyorum

Yemek önerisi
– Abant Yolu üzerinde Koru Otel’in iyi bir mutfağı var. Pirzola yemiştik, çok memnun kalmıştık.
– Mengen Aşçılık okulunun bir lokantası var ama yazları kapalı. Yine bir şansınızı deneyin.

Kalınacak yer önerisi: Hindiba

3 yıl öncesine kadar Yedigöller bölgesinde kalınacak yer yoktu. Orman işletmesinin kulübeleri sadece kendi çalışanlarına veya çalışan yakınlarına veya çalışan yakını yakınlarına, özetle normal vatandaş harici kimselere açıktı sadece. Ormanın tadını çıkartmanın yolu ya yakın yerleşim yerlerinde uyduruk şehir otellerinde kalmak ya da göllerden birinin kenarına çadır kurmaktı.

Hindiba Otel, (çocukken ortalığa tüylerini uçurduğumuz beyaz yuvarlak sevimli kır çiçeği!) Yedigöller yolu üzerinde, ormana 40 km uzaklıkta son derece hoş bir işletme. 9 odadan oluşuyor. Hepsi ahşap, tek katlı şık bağımsız birimler.
Sahipleri, yazılım işinde Ankaralı üç kafadar. Kendilerine ve eşe dosta kalacak yer yapmayı planlarken, coşup planı genişletmişler ve ortaya doğayı hiç rahatsız etmeyen çok güzel bir tesis çıkmış.
Malzeme tümüyle doğal: Taş ve ahşap. Amatör bir ruhla profesyonel bir iş çıkarmışlar. Evlerin hepsi gayet konforlu. Dekorasyon sade ama sempatik. Kaloriferler sıcak, yemekler lezzetli. Güzel şaraplar ve rakı da var. Acı çekmeden kamp havası yaşamak için daha iyisi olamaz.

Adres: Kıyaslar Köyü, Kaynarca Mevkii, Mengen, Bolu
http://www.kucukvebutikoteller.com/hindiba-pansiyon
Ulaşım bilgisi: Ankara’dan da İstanbul’dan da tam 3 saat.
(40°59’26.79″K 32°2’38.09″D)

İstanbul’un dibi Şile’de bir rüya evi: Lavanda

Şimdi “Şile’ye gidin” diyeceğim ve bana büyük ihtimalle “yok artık” diyeceksiniz. Sahil taraflarının biraz fazla halk işi olduğunu kabul ediyorum. Otellerinin de adı kötüye çıkmış vaziyette. Plajını da gönül rahatlığıyla öneremiyorum zira tuhaf bir doğa olayı var, insanlar boğulup duruyor. Benim için Şile, orman içinde dağılmış köyleri nedeniyle güzel.

Nasıl gidilir? TEM üzerinden Bostancı istikametine giderken Şile çıkışından çıktıktan sonra hiç sapmadan hep Şile istikametinde ormanların içinden gidin. Ömerli, Üvezli Yeşilvadi derken, yol sağa dönecek ve Şile Ulupelit Kömürlük ayrımı gelecek. Ulupelit tarafına giderseniz çok hoş köyler çıkacak karşınıza.

Çevrede yapılabilecekler
– Polonezköy’de Leonardo Restoran’da güzel bir öğle yemeği.
– Saklıköy’de ata binmek
– Orman kenarında yürüyüş
– Lavanda’da havuz veya jakuzide keyif

Kalacak yer önerisi: LAVANDA

Kalmak için Otel Lavanda’yı önereceğim. İstanbul’un merkezine (diyelim Etiler’e) taş çatlasa 1 saat uzaklıkta hakikaten klas bir yer. Türkiye değil. Daha çok İngiltere veya Güney Fransa’nın dantel gibi kasabalarındaki yine bilmem kaç yüzyıllık nefis bir “şato” sanki.
Feryal ve Ahmet Şen, 15 yıl önce gelmiş bu orman kenarındaki küçük köye. Kendilerine güzel bir ev inşa etmişler. Geçtiğimiz yıllarda da eklemeler yapıp bir butik otele dönüştürmüşler mülklerini.
Lavanda Otel için çok rahatlıkla “kusursuz” diyebiliriz. Beyaz ve pastel renklerle feminen bir üslupla döşenmiş aydınlık kocaman odalar, harikulade bir ormana bakan teraslar, bilen makasların budadığı –kenarında bittabi lavantaların olduğu- güzel bir bahçe, manzaranın keyfini doya doya çıkartan bir spa ve davetkar bir havuz “kusursuzluğun” resmini tamamlayan ögeler…
Özetle: Tek bir detay bile atlanmamış, belli ki her bir köşe için sevgiyle ve sabırla emek verilmiş.

Fakat bütün bunların ötesinde aynı zamanda bir “gurme” otel. Genç ve sempatik oğulları Emre Şen, Milano’da mimarlık eğitimi alırken içinde yatan asıl aslanın şeflik olduğunu keşfedip Mutfak Sanatları Akademisinde aşçılık okuluna geçiyor. Okul bittikten sonra meşhur şefimiz Mehmet Gürs’ün yanında yetişiyor. Anne babası oteli açınca da mutfağın başına geçiyor. Antre olarak yediğimiz pancar yatağında foie gras, şimdiye kadar yediğimiz en iyisiydi. Aynı şekilde kılıç balığı da. Şarap seçimini de Emre’ye bırakın. Hakikaten biliyor.

Adres: Ulupelit Köyü, Şile İstanbul
http://www.kucukvebutikoteller.com/lavanda
(41°5’13.38″K 29°30’42.13″D)
Ulaşım bilgisi: İstanbul’dan 1 saat

Adapazarı’nda saklı mini Safranbolu: Taraklı

Taraklı, Adapazarı’nın 65 km güneydoğusunda, insanı mutlu eden acayip sevimli bir kasaba. Çirkin yapılaşma kanserinin bulaşmadığı bir yer. Eski evleri, eski camileri, eski meydanları ve eski ağaçları olduğu gibi duruyor. Mini bir Safranbolu gibi ama çok daha sevimlisi. Osmanlı Devleti daha kurulmamışken Osmanlılar tarafından fethedilip yerleşilmiş ilk yerlerden. Ta o zamandan kalmış, 700 yıllık bir çınar ağacı var. Tek başına bu olağanüstü güzel anıt çınarı görmek için bile gidilebilir. Üstelik burayı TTNet reklamlarından da biliyorsunuz. “Mümkünlü” adını taktıkları yer aslında Taraklı.

Yapılacaklar
– Taraklı’nın içinde bol bol gezinin. İnsanlarının candanlığının keyfini çıkartın. Bir bilenden evlerin hikâyelerini dinleyin. Tepedeki kalenin oraya çıkıp kasabaya ve coğrafyaya hakim olun.
– Meydandaki kahvede oturun. Yaşlı amcalarla sohbet edin.
– Cumartesi ise mutlaka sabahtan pazarına uğrayın. Köylerden gelme meyve sebze alın.
– Bir minibüs kiralayıp çevre dağlara mutlaka gidin. Yarım saat içinde gürgen ormanlarıyla kaplı nefis yaylalara hiç acı çekmeden ulaşmak mümkün. Yol düzgün, piknik alanları mevcut.

Kalacak yer önerisi: HANIMELİ KONAĞI

Taraklı’da kalmak için nefis bir seçenek var: “Hanımeli Konağı”. İstanbullu iki arkadaş, birkaç yıl önce kasabaya vurulup bir ev almışlar. İki yıl içinde binayı restore etmiş ve dünya şirini bir butik otel olarak yeniden “doğurmuş”lar.
Otel, nefis bir bahçe içinde cidden çok güzel bir konak. Pembegül ve Banu Hanımlar, Galatasaray Liseli. Nasıl severek inşa ettilerse öyle de severek otellerini işletiyorlar. Çok güzel yemekler hazırlıyorlar. İsteyene yayla turu düzenliyorlar. Zaman zaman sinema geceleri düzenliyorlar ki biz bile denk geldik.
Tarihi bir yerleşim yerinin başına gelebilecek en iyi iki şey iyi bir belediye başkanı ve böyle sempatik bir konukevi olmalı. Hakikaten şanslı bir yer Taraklı.

Ulucami mah. Taraklı, Adapazarı
http://www.kucukvebutikoteller.com/tarakli-hanimeli-konagi
(40°23’45.06″K 30°29’33.19″D)
Ulaşım bilgisi: İstanbul’dan 2,5 saat sürüyor

Kartalkaya yolu üzerinde bir serinlik

Dağların en yeşil günleri aslında bugünler. Yani yaz ortası. Sıcaktan bunalıp bir haftasonu için kaçmak isterseniz Kartalkaya’nın da en güzel zamanı da yine Ağustos. Çimler zümrüdi bir yeşil rengini alıyor. Aşağıları yanarken buraların tadını çıkartmanın tam zamanı.

Yapılacaklar
– Kartalkaya’ya çıkın. Karsız Bolu dağının keyfini çıkartın.
– Etraftaki köyleri gezin. Kış hazırlıklarına tanık olun, çaylarını için.
– Villa Neva’da Nevin Hanım ve Erol Beyle sohbet edin.
– Bir şezlonga yatın, gözlerinizi kapatın ve gelecekteki güzel günleri düşünün.

Kalacak yer önerisi: VİLLA NEVA
Yer müthiş. Kartalkaya yolu üzerinde, Kındıra köyünün yakınlarında harikulade bir doğa parçası içinde. Bolu Ovası’na tepeden bakan, ormanlık, yeşil, sulak bir yer. Yazın çiçekler altında, kışın karlar. Kartalkaya kayak alanına sadece 30 dakika uzakta. Erol ve Nevin Karaoğul çifti bir emeklilik projesi olarak inşa etmişler evlerini. Zevkli, kucaklayıcı, güzel bir bina. Nedendir bilinmez, her şehirli emekli gibi onların da kanları bitlenmiş, bir süre sonra arazinin bir ucuna altı sempatik oda, bir restoran bar ve keyifli bir oturma odası eklemişler.

Odak noktası Nevin Hanımla ve Erol Beyin inanılmaz misafirperverliği. Erol Bey meraklı, pozitif enerji saçan, insanı kolay bir şekilde ciğerinden yakalamayı beceren, ilgi alanları geniş bir insan. Nevin hanım ışık saçan dünya tatlısı bir hanım. Yemekler parmak yalatan cinste.

Kındıra Köyü, Kartalkaya, Bolu
http://www.kucukvebutikoteller.com/villa-neva
(40°43’4.71″K 31°45’36.12″D)
Ulaşım bilgisi: İstanbul’dan 3 saat 40 dakika sürüyor.

Mudurnu sadece tavuk demek değildir!

İstanbul’dan İç Anadolu’ya uzanan bir vadi vardır. Hilal şeklinde diyelim. Eski İstanbul Ankara yolu bu vadiyi takip ediyormuş. Kadim bir yol. Zenginleştiren bir yol. Zenginliğin, refahın ve yaşam zevkinin yolu. İzler batıda Taraklı’dan başlıyor. Sonra Mudurnu. Doğuya devam edersen Göynük, Beypazarı. Son nokta: Ankara Samanpazarı.
Bir zamanların zengin “yol” kasabaları.
Ankara yolu kuzeye kayınca, buraları gözden ırak kalmış. Bu da onların şansları olmuş.
Neden derseniz? Çünkü yeni binalara ihtiyaç olmadığı için o eski güzel cumbalı Osmanlı işi evler yıkılmamış, yerine çirkin apartmanlar, işhanları, AVM’ler dikilmemiş. Çınar ağaçlı, çay bahçeli meydanları, Arnavut kaldırımlı dar sokakları olduğu gibi kalmış. Bu kasabalar Türk Müslüman kasabaları. Hani “ya işte biz göçebeyiz, ondan işte bizim şehirlerimiz çirkin” lafını tokat gibi yalanlayan kasabalar. Hayır! Şiddetle karşıyım! Bu toprakların kadim bütün halkları gibi Müslüman Türk halkı da güzel şehirler kurmuştur. Bakın Safranbolu’ya… Bakın Beypazarı’na… Bakın Göynük’e…

İnsana insan olduğunu hissettiren, ezmeyen, dışlamayan, kucaklayan kasabalar bunlar.
Bahçesiyle avlusuyla, ahşabıyla taşıyla emeğin, zevkin ve helal paranın mahsulü güzel evlerin kasabaları.
Neden sağ kalabilmişler? Dediğim gibi ana yol kuzeye kaydırılmış.
O yumuşak, cana yakın, yeşil vadilerin içinde gözlerden ve kalabalıklardan uzak kalmışlar.
Mudurnu işte bunlardan biri…
Bu harikulade Osmanlı kasabası bir talihsiz bir şekilde tavukla anılıyor. Ciddi haksızlık.
Hangi mevsim gittiysem içimi huzurla doldurmuş bir yer Mudurnu.
Nefis bir çarşısı var. Eski zamanlar çarşılarından. Sobacısı yorgancısı ve hatta alemcisi (minare ve kubbelerin tepesinde bulunan bakır hilaller) bile olan bir çarşı. Hepsi yan yana.
Zaman hiç uğramamış demeyi isterdim ama uğramış elbette. Artık kim yün yorgan yaptırıyor ucuz elyaflar varken? Alemleri kim değiştiriyor eskisini bile fark etmiyorken insanlar? Sobaları kim kuruyor elektriklisi varken?
Esnaf dekor değildir. Senin göz zevkin için kalamaz orada. Bir gün kalmayacaklar. Belki bu yazı yazıldığı sırada bile biri daha kapatmıştır dükkanını.
Kapanıp gidene kadar görün derim.
Nasıl gidilir: İstanbul Ankara E-80 (TEM) yolundan 157 km sonra Akyazı çıkışından çıkın, Adapazarı/Mudurnu yönünde sola dönün (1,4 km). Memleketin en güzel yolundan devam edin (83 km)

Kalacak yer önerisi: HACI ŞAKİRLER KONAĞI

Nefis bir konukevi var Mudurnu’da: Hacı Şakirler.
Güzelliği: Doğallığında. Restore edip dekore ederken konfor veya stil uğruna (bazen de zevksizlik yüzünden) binanın ruhunu öldürmemişler. Kasabanın dış yamacındaki bu güzel konak çok yumuşak bir şekilde tamir edilmiş. Yamuk olan yamuk kalmış, eski diye canım ahşaplar sökülüp yerine kereste konulmamış. Duvarlar kaba sıva bırakılmış. Dokunduğunuz her noktada yılların temiz izleri var. Mış gibi yapmıyor. Gerçek!
Ancak püf noktası: Köylü değil. Her şey yerinde. Sedir, sedir gibi, sandalye bildiğin kahve sandalyesi. Masa mı lazım olmuş? Fazla uzatmadan marangoza kestirilivermiş. Yataklar yorganlar elbette ki yün. Beşik, sahibini bekler vaziyette. Bahçe, bostanı, taş avlu ve çardağı ile yüz öncesinin içtenliğinde, günümüz bakımında.
Konağın sahibi İstanbullu bir iş adamı. Sosyal sorumluluk kapsamında konağı alıyor. Büyük bir duyarlılıkla toparlıyor. Amacı kaynakları tüketmeyen çevreyi bozmayan ve istihdam yaratan bir eko turizm anlayışını yaratmak. Ticari kaygıların neredeyse olmadığı bir rüya.
İşin başında dünya tatlısı bir Mudurnulu: Mehmet Cantürk. Hakiki bir Anadolu aydını. Sırf onun sohbeti için bile gidilebilir. Bir de tabii “keşli erişte” için. Keş bir çeşit kurutulmuş peynir ama onu cevizle karıştırp sos yapmak bir marifet. (Gittim aldım ama evde yapamadım)

Çevrede yapılabilecekler

– Meraklısı için Yenihacılar Köyü’ndeki dağ evlerine doğru piknikli miknikli çok hoş yürüyüşler yapıyorlar.
– Yine isteyenler için yöre sanatçılarıyla türkü geceleri, orta oyunları düzenleniyor.
– Civardaki tarihi hamamlarda hamam sefası da yapabilirsiniz. Su doğal yani termal.
– Pazarına mutlaka gidin.
– Camilerine mutlaka uğrayın.
– Çarşısına gidin. Türünün son örneği.

Musalla mah, Semerciler sok Mudurnu, Bolu
http://www.kucukvebutikoteller.com/haci-sakirler-konagi
(40°27’44.96″K 31°12’40.65″D)
Ulaşım bilgisi: İstanbul’dan 4 saat sürüyor.

Mutlu Tönbekici


yaşam
  • SON EKLENENLER