Ege ve Akdeniz’in birleştiği yerde baharla buluşmak isteyenler, rotalarını iki kardeş yarımadaya çeviriyor. Reşadiye ve Bozburun Yarımadaları’nda kekik kokuları, deniz fenerleri, kuytu kumsallar sizleri bekliyor.

Birkaç yıl öncesine kadar Marmaris’ten Datça’ya giden yol, sürücülerin korkulu rüyalarından biriydi. Hele Datça’dan antik Knidos kentine giden toprak yol… Yolun bozuk zemini ve virajlı oluşu çoğu kişinin başını döndürüyordu. Ancak yapılan asfalt ve genişletme çalışmaları, Datça ya da diğer adıyla Reşadiye Yarımadası’nın ucundaki fenere kadar herkesin rahatlıkla ulaşmasını sağladı. Yine de yarımadanın ıssız koylarına giden dar ve engelli toprak yollar özellikle dört tekerlekten çekişli araçlar için ideal parkurlar yaratıyor. Bazı koylara ise yalnızca tekne ile ulaşma şansınız var. Bütün bunlar ve birçok yerinin SİT alanı oluşu, komşusu Marmaris ve karşı yakadaki Bodrum’un akıbetine uğramasını engellemiş Datça’nın.

Reşadiye Yarımadası; komşusu Bozburun ile birlikte doğa tutkunlarına ve bozulmamış coğrafyalar arayanlara davetiye çıkarıyor. Genellikle şubat ayında açmaya başlayan badem ağacı çiçekleri, çağrının ilk davetiyesi gibi. Sonrasında açan kıpkırmızı gelincikler. Adı Latince’de ‘sağlık’ anlamına gelen adaçayları… Çiçekleri küçük çam kozalaklarını andıran karabaş otları… ‘Latin çiçeği’ de denilen kapari… Sarışın katırtırnakları, kumsalları mora boyayan kıyı karanfilleri ve dağları kokutan kekikler…

 

Datça’ya yalnızca denizi için gelenler bile, Eski Datça’ya uğramadan edemez. Burası bugünkü Datça’nın geçmişteki kalbiydi. Şimdi ise neredeyse bir dış mahallesi. Ama tek ya da iki katlı taş evlerle; begonvillerle, sarmaşıklarla, kabak çiçekleriyle dolu bahçelerle; Arnavut kaldırımlarıyla, kapı önlerindeki saksıları ve uyuklayan kedileri ile hâlâ insan sıcaklığını yaşatıyor.

Datça’nın sosyal yaşam merkezi ise Yat Limanı’nın çevresi. Gece hayatı, alışveriş, lokantalar hep burada. Denize bakan amfiteatr’da konser, sinema şenliği ve gösteriler yapılıyor yaz günlerinde. Ama söylemek gerek ki Datça, çılgın eğlenceler peşinde olanları mutlu etmek peşinde değil. Binlerce yıllık kültür birikiminin yaşandığı bir yer olarak, bilgi ve sevgiyi hayat felsefesi seçenlerin yaşadığı bir coğrafya. Datça’ya otomobilsiz gezmek olası değil. Coğrafyanın ruhundan anlayan yeni M-Serisi, her koşula uyumlu dört tekerlekten çekiş sistemi 4MTIC’e de sahip olduğundan böyle bir yolculuk için çok uygun.

Benzersiz bir nokta

Hem Akdeniz’i, hem Ege’yi aynı anda görülebilir mi? İki bin beş yüz yıldır Reşadiye Yarımadası’nın ucunda duran Knidos’a gittiğinizde, ayak bastığınız ve denize bir parmak gibi uzanan güzelim burun, mavi kristal sularını size cömertçe gösterecek. Tepedeki Deveboynu Feneri antik çağdan kalmamış olsa da, bir işaret parmağı gibi, bir zamanlar Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri olan İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos’un da Knidoslu olduğunu fısıldayacak. Knidos’ta fenere kadar yürüyüş yapmadan dönmeyin. Dönmeyin çünkü size ilk bakışta uzak gibi görünen yol, yarım saatte bitecek ve orkidelerden çiğdemlere kadar birçok çiçeği görme fırsatı da verecek. Üstelik fenere vardığınızda öyle bir noktada olacaksınız ki denizin karşısında kollarınızı açtığınızda, sağ kolunuz Ege’ye, sol kolunuz Akdeniz’e uzanacak. Anadolu’nun benzersiz noktalarından birinde olmanın mutluluğunu yaşayacaksınız.

Diğer yarımadanın merkezi olan Bozburun ise, Marmaris’e 50 km uzaklıkta. Yarımadada birbirinden sakin ve huzur dolu köyler ve beldeler; Hisarönü, Orhaniye, Turgut, Selimiye, Bayırköy, Söğüt, Kızılger, Taşlıca boncuk tanesi gibi kıyıya dizilmiş. Onların sonunda, Serçe Limanı ve Bozukkale var.

Bozburunlular, tekne yapımının ‘has’ ustaları. Kış günlerinde bahçesinde kızağa alınmış bir kayık ya da tekne göremeyeceğiniz ev yok desem abartmış olmam. Bu kıyılarda 70’lere kadar süngercilik ve balıkçılık geçim kaynağıydı. Köye gelenler kucaklarında kendilerine armağan edilen süngerlerle dönerlerdi geldikleri yere. Orhaniye Köyü’nde ilginç bir oluşum, coğrafyacıların deyimiyle bir ‘kıyı oku’ var. Kızkumu denen yerde, kum hareketleri sonucunda denizin içinde 600 metrelik bir yol oluşmuş. İnsanlar güle oynaya denizin içinde yürüyorlar. Bunu şifa için yapanlar da az değil. Kızkumu’nun bir de söylencesi var: “Bir zamanlar korsanlar gelip köyün en güzel kızının peşine düşmüşler. Kız eteğine kırmızı kumlar doldurup kaçmaya başlamış. Denizin içinde, ardı sıra döktüğü kumların üzerinde koşuyormuş ki birden kumlar bitivermiş. Kız da suların içinde kaybolup gitmiş.”

Bozburun Yarımadası, kuytu koylarıyla tekne ve gemilere güvenli bölgeler yaratsa da Akdeniz’in fırtınalarından nasibini almış. Denizin dibi batıklarla dolu. Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen en önemli buluntulardan biri olan Serçe Batığı da, yarımadadaki Serçe Limanı’nda bulunan bir 11. yüzyıl kadırgasıydı. Dalış meraklısı iseniz, Bozburun’da sizi en çok mutlu edecek yer, Apostol Burnu açıkları. Yarımadanın her tarafı tekne gezileri için uygun. Yalnızca, yola çıkılacağı gün rüzgârı iyi kollamak gerekiyor. Gidiş rahat, dönüş zor olabilir.

Bozburun’da finali Söğüt köyünde yapın. Bozburun’dan sizi Söğüt’e götüren 8 kilometrelik yol, sizi defalarca durdurup aşağılara, ufka, adalara baktıracak.

Bozburun bir toprak parçası değil, denize uzanan bir balkon sanki. Reşadiye Yarımadası ile birlikte dünyanın en güzel çiçek bahçelerinden biri. Akdeniz’in eczanelerinden biri. Ve şimdi ilkbaharda, kokularla, kokuları taşıyan rüzgârıyla gönlünüzü çalmaya hazırlanıyor.

Yazı ve fotoğraflar: Akgün Akova

 

bülten

    1 Yorum

  1. Hasan Basri Şenal:

    Elinize sağlık. Ne denirki bilmem. Sağolun, var olun. Tanrı sizleri bizlerden ayırt etmesin. Tanrı size güç kuvvet ve başarılarınızın devamını versin. Sevgi, Selam ve Saygılarımla.

Comments are closed.

  • SON EKLENENLER