1951’de Mercedes-Benz Yönetim Kurulu, otomobil yarışlarına tekrar katılmak istediklerini açıkladığında aslında ilk Martı Kanat 300 SL’in doğuşu müjdeleniyordu.

Yarışlar için ellerindeki en güçlü ve en hızlı otomobil olan 300 S’i modifiye etmeye karar veren Mercedes mühendisleri, motor gücünü 170 beygire kadar çıkardılar. Üzerinde çalıştıkları bu yeni otomobilin adı 300 Super Leicht, yani 300 “Süper Hafif”ti. Oysa güçlü motoru ve çelik aksları hayli ağırlığa sahipti ve otomobilin başka bölgelerindeki ağırlığı azaltarak, hızını artırmayı deneyeceklerdi. Rolf Uhlenhaut bu sayede yıllardır aklında olan ızgara tipi hafif boru şasi fikrini uygulama fırsatı buldu.

Yan yerleştirilmiş motor ve aerodinamik stili sayesinde otomobilin kaportası hayli aşağıda kalabiliyordu. Yuvarlak ve aerodinamik hatları, entegre farları, süsten uzak ön kısmı da 300 SL’in karoserini tamamlıyordu.

Martı Kanat efsanesi, asıl şimdi başlıyordu. Boru şasinin ihtiyaç duyduğu yüksek dayanıklılık için kokpitte kapılar olabildiğince geniş olmalıydı. Bu zorunluluk, modern otomotiv tarihinin en inovatif tasarım fikirlerinden birini hayata geçirdi: Kapılar bel hizasından tavana kadar olacaktı. Yukarı doğru açılan bu yeni tip kapılar, kanatları andırıyordu ve kısa süre sonra otomobil tutkunları arasında “Martı Kanat” olarak adlandırılacaktı.

300 SL’in yarış pistlerinde elde ettiği zaferlerden sonra, 1954’te benzer özelliklere sahip yol versiyonunun da üretilmesine karar verildi. 250 km/s yapabilen 200 beygir gücündeki bu otomobilden Ağustos 1954’ten Mayıs 1957’e kadar 1400 adet üretildi. Aynı yıl 300 SL, Roadster (üstü açık) olarak üretilince Martı Kanat konseptinden ayrıldı.

1969’a gelindiğinde Mercedes-Benz mühendisleri test amaçlı yeni bir spor otomobil prototipi geliştirdi. C 111 adı verilen bu model üzerinde yeni motorlar ve pek çok farklı teknoloji denendi. Bu inovatif otomobil de yine bir Martı Kanat’tı. 4 farklı versiyonunun her birinde yeni hızlara erişildi. C 111-II, 1976’da 10.000 kilometrede 252,249 km/s ile dünya rekoru kırarken, C 111-III 1978’de 1.000 kilometrede 318,308 km/s hız yapacaktı. 1979’a gelindiğindeyse C 111-IV, 1975’den beri 355,854 olan dünya dairesel etap hız rekorunu 403.978 km/s ile kırıyordu.

Bir başka Martı Kanat ise 1991’de yine test amaçlı üretilen C 112’ydi. 408 beygir gücünde motora sahip bu otomobilde motorla beraber yeni ABC (Active Body Control) sistemi ve hava freniyle birlikte geliştirilmiş ABS ve ASR sistemleri de denendi. C 112, 700 ön sipariş alsa da hiçbir zaman seri üretime geçmedi. Oysa onunla yapılan testler sonucu mükemmelliğe ulaşan teknolojilerle, SLR McLaren’dan SL-Serisi’ne ve bugünün Martı Kanat’ı SLS AMG’ye kadar birçok model hayat buldu.

Martı Kanatlar, bugün de geçmişte olduğu gibi tasarım, teknik ve hız anlamında ilerleme ve yeniliğin simgesi olmaya ve SLS AMG’yle benzerlerinden birkaç kanat önde uçmaya devam ediyor.


Genel

    3 Yorum

  1. ibrahim yavuz:

    martı kanat efsanesine ek olarak Mercedes-Benz’in bir de “gümüş ok” efsanesi vardır.

    yıl 1934. ingiliz bugatti kardeşlerin yarış pistlerinde efsane oldukları bir dönemde mercedes-benz, yarışlara katılmak istemektedir. bunun için bir otomobil hazırlanır ve beyaz renge boyanır. çünkü italyanların “rosso corsa kırmızısı”, ingilizlerin “britanya yarış yeşili” renklerinin yanında almanların da pistlerde beyaz rengi meşhurdur. o dönemlerde bu meşhurluk “ülkelerle özdeşleştirilmiş” şekildedir. almanların beyaz renk ile özdeşleştirilmesi 1931 yılında yarışlara katılan mercedes-benz ssk’ya dayanmaktadır. o dönemin gazeteleri mercedes-benz ssk’ya “beyaz fil” lakabını takmışlar ve bu sayede beyaz renk almanlara ait sayılmaya başlamıştır.

    mercedes-benz takımı beyaz otomobili ile yarışlara katılmak ister ancak yarışları organize eden kurulun bazı şartları vardır. bu şartlardan birisi otomobilin toplam ağırlığının 750 kilogramdan fazla olamayacağıdır. mercedes-benz takımı otomobillerinin ağırlığına bakar ve tam 751 kilogram gelmektedir. sadece 1 kg yüzünden yarışlara girmekten vazgeçilemeyeceği açıktır çünkü mercedes-benz yönetimi bu hazırlığa o dönemde “yarış kazanmak = prestij” gözü ile bakıldığından ciddi bir bütçe ayırmıştır.

    mercedes-benz takımından neubauer ve brauchitsch ‘in akıllarına bir fikir gelir. ağırlığı 1 kilogram azaltmanın yolu açıktır : boyayı kazımak.

    hemen fikri uygulamaya alırlar ve otomobili saran beyaz renk kazınır ve ağırlığı 750 kilograma düşer. almanların beyazının yerini çıplak gri sacın görüntüsü almıştır. otomobil bu halde yarışa katılır ve birinci gelir. yarış sonrası basında otomobilin birinciliğinin yanında, adeta devrim yaratan performansı da dillere destan bir şekilde haber yapılır. daha önce beyaz rengi almanlarla özdeşleştiren basın bu kez, gri renkten ilham alarak yarışa katılan otomobili yüksek performansına atıfta bulunacak şekilde “silver arrow” olarak anmaya başlar ve bu “gümüş ok” ileriki dönemlerde kazandığı diğer yarışlarla bir efsane haline gelir. neredeyse herkes bu “gümüş ok”tan bahsetmektedir. “gümüş ok” hem mercedes-benz’i hem de bu sayede alman otomobil üreticilerini bir anda gündeme oturtmuştur.

    ışte bu “silver arrow”, alman otomobil dünyasında, özellikle mercedes-benz’te bir geleneğin başlangıcı olmuştur. o günden sonra mercedes-benz, “uğur getirdiği” gerekçesi ile gri rengi sık kullanmaya başlar. sonraları yeni modellerinin tanıtımında yine “satışlar açısından uğur getirmesi” için kullanır ve bu adet bugünlere kadar gelir. “gümüş ok” u yaratan gri renk mercedes-benz’in ruhu olmuştur.

  2. poker spielen:

    I must digg your post therefore more people can look at it, really helpful, I had a hard time finding the results searching on the web, thanks.

    – Murk

  • SON EKLENENLER