A 180 ile Uçhisar’dan Kapadokya

İnsanın düşlerini zorlar Kapadokya. Sonbahar, bu coğrafyanın periler ve güvercinlere yuva olan doğal başyapıtlarını keşfetmenin tam zamanıdır. Yeryüzünün çocukluk günleriydi ve henüz insan ortada yoktu. Yanardağ patlamalarının sarstığı topraklar, kızgın lavlarla ve kalın kül tabakaları ile kaplanıyordu. Kraterlerden fırlayan kütleler kilometrelerce öteye düşüyordu. Bu kütleler, akan lavlar ve püsküren küller zamanla soğudu, sertleşti, taşlaştı. Yağmurlar yağdı, sular aktı, rüzgârlar esti. Nice zaman sonra Anadolu, Hititler adında bir uygarlığı kucakladı. Onlar Orta Anadolu’da sönmüş bir yanardağı kutsal bildiler, ona verdikleri adı, bir dağ tanrısına da verdiler: Hargaia. Bugün biz o dağa Erciyes diyoruz! Yakın dostları Melendiz ve Hasan dağlarıyla birlikte Kapadokya’nın jeolojik yapısını değiştiren 3.916 m’lik Erciyes, yeryüzündeki yapıtını gururla seyrederken, rüzgâr ve su işlerine devam ediyorlar. Bu ikilinin yarattığı erozyon Kapadokya’yı ağır ağır değiştirirken, anneler kız çocuklarının saçlarını hala Hititler’den kalma biçimiyle örüyorlar. Eski çağlarda çok genişti Kapadokya; bugünse haritada bir üçgen çiziyoruz: Kayseri-Niğde-Nevşehir. Aksaray da üçgenin içinde. Kapadokya, yeryüzünün en çarpıcı coğrafyalarından biri ve gören herkese, sanki başka bir dünyaya gelmiş gibi hissettiriyor.

Kimisi Derinkuyu’daki yeraltı kentine inerken duyduğu heyecanı, kimisi kimisi Derinkuyu’daki yeraltı kentine inerken duyduğu heyecanı, kimisi peri bacaları arasında kayboluşunu, kimisi Ihlara Vadisi’ndeki yürüşünü, kimisi Avanos’taki çömlek ustalarını anımsıyor yıllar sonra bile. 1950’de Kapadokya’ya gelen Nobel Ödüllü yazar Seferis de bu büyüden nasibini almış ve coğrafya için “Anlaşılmaz oyuncaklarla dolu bir yayla” tanımını yapmıştı.

Kapadokya’nın “görsel başkenti” bence Uçhisar. Çünkü eğer bir kuş, bir balon, bir bulut ya da uçak değilseniz, bu tuhaf coğrafyayı “en tepeden” görebileceğiniz en güzel nokta Uçhisar Kalesi’dir. Ona “kale” demek zor aslında, çünkü kaleden çok, definecilerin oymaktan bıkmadıkları dev bir kayaya benziyor. Bir sonbahar akşamüstünde, Uçhisar Kalesi’nin tepesine çıkmalı ve saçlarınızla oynayan rüzgârla yolculuk yapmanın sevincini paylaşmalısınız. İnmeye başlayan gecenin serinliğini, yamuk yumuk olmuş dünyayı, evlerde bir bir yanan ışıkları seyrederek… Günbatımının kızıllaştırdığı delik deşik bir gece lambasına dönüşen kalenin ardından yükse-km ay bu görüntüye. Can Yücel’in deyişiyle “gümüşten bir tüy” dikerse değmeyin keyfinize! Uçhisar önceleri küçük bir köy olarak kalenin çevresine kurulmuş, zamanla aşağılara inmiş. Kale içindeki birçok dehliz ya yıkılmış ya da toprakla dolmuş. Halk arasındaki inanışa göre, bir zamanlar Uçhisar Kalesi altından Ihlara Vadisi’ne kadar giden yeraltı yolları varmış. Kim bilir belki bir gün bunun gerçek olduğu kanıt-Bugünse kalenin çevresi turistik eşya satan dükkanlarla dolu: Halılar, mermer süs eşyaları. Avanos çömlekleri, antik mangallar, piştovlar. posterler, aynalar, giysiler ve saymaya kalkarsak başa çıkamayacağımız kadar çok hediyelik eşya burada sizi bekliyor.

Gez gez bitmez
Uçbisar’ın altındaki Güvercinlik Vadisi’ne inerseniz ibibikten nar bülbülüne, asma kuşundan kızılgerdana kadar birçok kuşun size hoş geldin dediğini duyacaksınız. Vadi size iğde, ceviz, kavak, elma, mürdüm ağaçlarının ve bağların arasında yürüme şansı veriyor. Art arda do-ğal tünellerden geçiyorsunuz, iç toprak duvarlarında uyuyan gece kelebekleri rahatsız olup havalanıyor. Uçhisar’da deyim yerindeyse “güvercin apartmanı”na dönüşmüş güvercinlikler ve bir uzay üssünü andıran oluşumlarla karşılaşacaksınız. Yöredeki bir vadiye adlarını veren güvercinler, son yıllarda Kapadokya üzerinde nazlı nazlı salınan rengârenk balonlara artık alıştılar.

Dünyanın en önemli balon uçuş bölgesine dönüşen bölgede her mevsim uçulabiliyor. Balon yolcularının serüveni sabahın 5’inde başlıyor. Balon ekibi onları otellerinden alıp uçuşun yapılacağı yere götürürken, bir yandan rüzgârın hızını ölçüyor. Sepetler dört ile on kişi arasında değişen yolcu kapasitesine sahip. Balonla uçmak ilk bakışta ürkütücü gibi görünse de yükseklik korkusu olanlar dahil herkesin çok keyif alacağı bir deneyim. Hatta Kapadokya’yı gökyüzünden görmeyen birinin bu eşsiz coğrafya görkeminin boyutlarını kavrayamayacağını söylemek gerek. İki uçuş programı var: Klasik programda en az bir buçuk saat uçuluyor, ekonomik programda ise 60-75 dk. Kapadokya’ya gitmek için sayısız neden var. Hıristiyanlığın ilk dönemlerindeki önemli merkezlerden biri olan bölge, ilginç kaya kiliseleriyle dolu. Tokalı, Çarıklı, Karanlık, Elmalı, Yılanlı, El Nazar kiliseleri bunlardan yalnızca birkaçı…

Ortahisar’da yerin altındaki doğal narenciye depoları, Mustafapaşa’daki (Sinasos) eski evler, kadın ve çocuklarla dolu at arabaları Sn-han’daki sema gösterileri, Avcılar’daki kasa mezarları, şaraplarıyla ünlü Ürgüp. Çavaştidati yörenin en eski kiliselerinden biri okta St. Jean Baptiste Kilisesi, Selçuklu yapılarıyla dolu Aksaray, Haci Bektaş Veli’nin türbesinin bulunduğu Hacı Bektaş, beyaz gelinlikli el yapımı Soğanlı bebekleri Kapadokya’nın doğal dokusunu tamamlıyor. Geniş bir alana yayılan 1. bölgesinin “gidilmezse olmaz” yerlerinden Ihlara Vadisi, 1969 yılında bulunan bakire kız yası ile ünlendi. 150 m derinlikteki be vadide kiliseler turist akınına uğruyor.

Büyüleyici rotalar
Bölgede 36 yeraltı şehri olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Uzun tünellerle yer altından köy ve kasabalara bağlandıkları rivayet edilen, ama zamanla oluşan çökmeler nedeniyle çoğu kapanan bu şehirler aslında yeraltındaki labirentlerden başka bir şey değil. Bir saldırı karşısında binlerce insanın gizlenmesini sağlıyordu bu tüneller. Yer altı kentinin en ünlü Niğde’ye 50. Nevşehir’e 29 km uzaklıktaki Derinkuyu’ya 9 km. uzaklıktaki Kaymaklı. “Güzel Atlar Ülkesi” Kapadokya’da birkaç günlük at turları da düzenleniyor. Rota, genelde Ortahisar’dan başlayarak Kızıl Vadi-Yeni Zelve- Ak Vadi-Sulusaray-Yeşil Vadi-Uçhisar- Ayvalı Vadisi-Bahçeli-Cemilköy hattı oluyor. Kızıl Vadi’den geçerken mola Halkın Kolonlu Kilise dediği kaya kilisesinin yanında veriliyor. Bir kavak ağacının gölgesinde, toplanan çalı çırpıyla yakılan ateşin üzerinde çay demleniyor.

Kapadokya’nın vadilerinde yürüyenler ise gördükleri oluşumlar karşısında bazen gülümsemekten kendilerini biri… Adı “Aşk Vadisi” diye anılıyor. Ak Vadi dışında popüler yürüyüş rotaları arasında Boztepe-Zelve- Deresi-Paşabağı-Çavuşin-Avanos hattı: Zindan Önü-Meskendir Deresi-Kızılçukur-Göreme hattı ve Güldere Vadisi var. Bu rotaların ortalama yürüyüş süreleri iki ile altı sat arasında. Tabii her şeye merakla bakanlar ve fotoğraf meraklıları için bu süre uzayabilir. Bu yüzden sabahın erken saatlerinde yola koyulmak en doğrusu.

Kapadokyalılar bütün dinlerde kutsal anlamlar yüklenen güvercinlerin gübresinden yararlanmış yüzyıllarca. Bağ ve bahçeleri güvercin gübresiyle bereketlenirken, onlar da peribacalarına güvercin evleri koymuşlar. Bu evleri resimlerle, motiflerle süsleyip eşsiz bir halk sanatı yaratmışlar. Güvercin evlerinin önüne kilim desenleri, üzerine kuş tünemiş hayat ağacı, çarkı felek ve nar ağacı motifleri çizmişler.

Sonbaharda gidilebilecek en güzel yerlerden biri olan Kapadokya’da Mercedes’inizle peribacalarının arasından geçip kasabadan kasabaya vadiden vadiye giderken günün nasıl geçtiğini anlayamayacaksınız. Akşam olup Güvercinlik Vadisi’nin arkasından yükselen ayın ışığı peribacalarına vurduğunda bir taş eve benzeyen otel odanıza dönecek, belki de uyumadan önce kendinize soracaksınız: “Yeryüzünde miydim bugün ben?”

Mercedes-Benz magazin


yaşam
  • SON EKLENENLER